Gezenthings

şehirler, tarih ve yavaş yolculuklar…

Akdeniz’de Taşınan Hafıza: Troia’dan Antandros’a, Demre’den Konstantinopolis’e ve Valensiya’ya

·

Pazar sabahları, şehirler biraz daha yavaş konuşur. Liman kentlerinde bu yavaşlık daha belirgindir; çünkü deniz, zamanı karadan farklı ölçer. Akdeniz’e bakan kentler için tarih, keskin kopuşlardan çok taşınarak ilerler. Bir gemi gibi, bir beden gibi, bazen de bir baba gibi.

Troia: Bir Kenti Değil, Bir Hafızayı Kurtarmak

siyah figür vazo üzerinde aeneasın babasını sırtında troiadan çıkarması resmediliyor.

Akdeniz dünyasında kentler yalnızca mekânlar üzerinden değil, anlatılar üzerinden de birbirine bağlanır. Bu anlatılar bazen yazılı metinler, bazen mimari, bazen de görsel temsiller aracılığıyla dolaşır.

Troia (Çanakkale), Geç Tunç Çağı’ndan itibaren Batı Anadolu’nun hem Ege hem de Karadeniz bağlantılarını kontrol eden stratejik bir yerleşim olarak öne çıkar. Arkeolojik bulgular, Troia’nın uzun süreli ve katmanlı bir yerleşim olduğunu açık biçimde ortaya koyar. Antik edebi gelenekte Troia’nın yıkımı, tarihsel bir olaydan ziyade, siyasal ve kültürel kopuşları anlamlandıran bir anlatı çerçevesi olarak kullanılır. Aeneas’ın Troia’nın düşüşü sırasında yaşlı babası Anchises’i sırtına alarak şehirden çıkışı, bu dolaşımın en kalıcı ve en bilinen örneklerinden biridir. Söz konusu sahne, antik edebiyatta bir kaçış anlatısı olarak başlasa da, Roma, Bizans ve Ortaçağ Akdeniz dünyasında ahlaki ve politik bir simgeye dönüşerek varlığını sürdürmüştür. Farklı bir yorumla diyebiliriz ki Aeneas’ın yaptığı aslında, Troia’dan kaçmak değil; Troia’yı taşımaktır. Anchises yalnızca yaşlı bir baba değil, kentin tanrılarını, soyunu ve belleğini temsil eder. Antik kaynaklarda bu sahne, özellikle pietas kavramı etrafında şekillenir yani çok güçlü bir kavram olarak tanrılara, aileye ve geçmişe karşı sorumluluk… Anchises’in taşınması bu nedenle simgeseldir, kurtarılan bir beden değil, aktarılan bir hafızadır.

aeneasın babasını troiadan çıkarması oil on canvas

Troia anlatısının Anadolu coğrafyasında somutlaştığı yerlerden biri de Antandros’tur (Edremit Körfezi)  Antandros, Troas bölgesinin güney kıyısında, denize açılan bir geçiş noktası olarak konumlanır. Antik kaynaklarda Aeneas’ın burada gemilerini inşa ettiği bilgisi yer alır. Bu bilgi, Antandros’u mitolojik anlatı açısından ikincil bir durak olmaktan çıkarır; Troia’dan Akdeniz’e uzanan yolculuğun coğrafi eşiği hâline getirir. Aeneas’ın burada artık bir kaçak değil, bilinçli bir kurucu figür olarak tasvir edilmesi dikkat çekicidir. Bu aşamada Anchises hâlâ anlatının merkezindedir; çünkü yolculuğun amacı geçmişten kopmak değil, onu yeni bir bağlama taşımaktır.

Bu anlatı Roma dünyasında siyasal bir nitelik kazanır. Aeneas, Roma’nın kurucu soy anlatısının merkezine yerleştirilir. Bu durum, Roma’nın kendisini Troia’ya bağlayarak Akdeniz’in eski uygarlıklarıyla tarihsel bir süreklilik kurma çabasının parçasıdır; ancak asıl dönüşüm, bu mirasın Bizans dünyasında yeniden yorumlanmasıyla gerçekleşir. Konstantinopolis, günümüz İstanbul’u, Roma İmparatorluğu’nun devamı olarak kendisini hem antik mirasın hem de Hristiyan dünyanın merkezi olarak tanımlar. Bu nedenle klasik mitler Bizans’ta reddedilmez; ahlaki açıdan yeniden okunur ki bu nokta bence çok önemlidir zira Bizans ikonografisinde Aeneas, putperest bir figür olarak değil, erdemli bir örnek olarak benimsenir ve temsil edilir.

Bu görsel ve düşünsel gelenek, yalnızca Doğu Akdeniz’le sınırlı kalmaz. Batı Akdeniz’de de, örneğin Valensiya gibi tarih boyunca farklı kültürel ve siyasal yapılara ev sahipliği yapmış liman kentlerinde de benzer anlatılara rastlanması tesadüf değildir.

Valensiya ve San Nicolás Kilisesi: Akdeniz Hafızasının Batıdaki İzi

valensiya aziz nicolaus kilisesi

Valensiya, Roma Cumhuriyet Dönemi’nde (MÖ 138) Valentia Edetanorum adıyla kurularak Akdeniz dünyasına dâhil olmuş; özellikle Roma İmparatorluk Dönemi’nde askerî ve ticari işlevler üstlenen bir liman kenti kimliği kazanmıştır. Geç Antik Çağ’dan itibaren ise Vizigot, ardından İslam egemenliği altında çok katmanlı bir kentsel yapı olarak varlığını sürdürmüştür. 13. yüzyıldaki (1238 I. Jaime) Hristiyan fethinden sonra Valensiya, klasik mirasın ve Hristiyan ikonografisinin birlikte yeniden yarattığı bir merkez hâline gelir.

Aziz Nikolaos Türkiye’nin güneyinde antik adı ile Myra modern adı ile Demre’nin piskoposudur yani Anadolu’dan  Avrupa’ya uzanan bir yolun yolcusudur.

Roma döneminden itibaren liman kenti olan, Orta Çağ ve Erken Modern (yaklaşık 15.-18. yüzyıllar) dönemde deniz ticareti, Akdeniz ağları ve çok kültürlü dolaşımın merkezi olarak ön plana çıkan Valensiya’da ise Aziz Nikolaos’un ikonografisi tesadüfen seçilmez zira Aziz Nikolaus, Bizans ve Ortaçağ Akdeniz dünyasında denizcilerin, tacirlerin, yolcuların ve ailelerin koruyucu azizi olarak öne çıkar. Dolayısıyla fresklerde onun denizle, ticaretle ve yolculukla ilişkilendirilen mucizeleri, Valensiya’nın tarihteki kimliğiyle doğrudan örtüşür. Tam bu notkada Aenas’ın ikonografisiyle kurulan paralellik anlam kazanır.

valensiya aziz nikolaus kilisesi aenasın babasını troiadan çıkarma sahnesinin fresco olarak detayı

Her iki figür de, güçsüz olanı taşıyan, koruyan ve geleceğe ulaştıran bir ahlaki modeli temsil eder. Bu bilgi ışığında klasik geçmişe ait figürlerin, özellikle Aeneas gibi Akdeniz anlatılarında merkezi bir yere sahip karakterlerin, aynı görsellik içerisinde bulunması izleyicileri şaşırtmamalıdır çünkü Aeneas anlatısının çağrıştırdığı beden dili ile Aziz Nikolaos ikonografisinin yan yana okunabilmesi, doğrudan metinsel bir ilişki kurmaktan ziyade, Akdeniz dünyasında ortaklaşa paylaşılan bir ahlaki ve tarihsel dilin varlığına işaret eder.

Aeneas, Roma’nın kurucu atası olarak değil; geçmişi sırtında taşıyan, felaket karşısında sorumluluğu terk etmeyen bir Akdeniz figürü olarak algılanırken Aziz Nikolaus ise bu sürekliliği Hristiyan etik değerleri içinde sürdürür.

Troia’da başlayan bir sahne, Antandros’ta denize açılır; Konstantinopolis’te Hristiyan ahlakıyla yeniden yorumlanır; Myra ve Demre’den Aziz Nikolaus ile Akdeniz’in batı ucunda Valensiya’da, kentsel belleğin parçası hâline gelir.

Akdeniz’de tarih, kopuşlardan çok aktarım üzerinden ilerler. Kentler geçmişlerini geride bırakmaz; onu dönüştürerek taşır. Aeneas’ın Anchises’i taşıması, bu nedenle yalnızca mitolojik bir sahne değil, Akdeniz dünyasında kuşaklar boyunca geçerliliğini koruyan bir tarih anlayışının görsel ifadesidir. Doğu ile Batı arasında köprü bu sahne, Akdeniz’in ortak hafızasının sessiz ama kararlı tanıklarından biridir ve öyle görünüyor ki olmaya da devam edecektir.

Bu yolculuk, sadece bir kahramanın değil; bir sahnenin, bir jestin, bir ahlaki adımın yolculuğudur.

Eğer siz de Aziz Nikolaus’un izini yalnızca bir azizin izi gibi değil ama Akdeniz’in ortak belleğinin parçası olarak sürmek, Aeneas’ın Troia’dan taşıdığı  değerlerin nasıl yüzyıllar boyunca kentten kente, inançtan inanca aktarıldığını yerinde görmek istiyorsanız; bu rotayı bir seyahat değil, bir anlama biçimi olarak düşünebilirsiniz.

Troia’da başlayan, Antandros’ta denize açılan;
Konstantinopolis’te yeniden yorumlanan;
Myra’da azizleşen ve Valensiya’da duvarlara işlenen bu sahne,
bugün hâlâ Akdeniz’in kıyılarında dolaşıyor.

Belki de yapılması gereken tek şey, onu izlemek…