Bir Tarihin İki Kıyısı: İzmir ve Valensiya, 1908

Valensiya’da herhangi bir kafede oturduğunuzda karşı cephedeki ayrıntılara gözünüz şüphesiz takılacaktır zira bu şehirde bina fasadları oldukça süslüdür; renkli seramikler, demir balkon korkulukları, kabartmalar ve bitkisel motifler ister istemez gözü yukarı çeker. Cepheler yalnızca duvar değil birer gösteridir. Böyle bir sabah, kahvenizi yudumlarken bakışlarınız, taşın üzerine işlenmiş bir tarihte durabilir: 1908. İlk bakışta sıradan bir inşa yılı gibi görünse de  aslında bir dönemi anlatır. Vincente Ferrer Perez imzalı modernist bina…

ateneo mercantil valencia

1908’de Akdeniz’e batıdan doğuya doğru bakan Valensiya büyümektedir. Liman genişlemekte, narenciye kasaları Avrupa’ya doğru yola çıkmakta, kentin eski savunma duvarlarının dışına doğru açılan Ensanche (günüzmüzde L’Eixample bölgesidir. Gran Vía, Ruzafa ve Colón semtlerini içerisinde barındırır.) sokakları yeni bir düzen içerisinde şekillenmektedir. Sokaklar artık daha geniş, cepheler daha simetrik, apartmanlar daha iddialıdır. Şehir planlı bir gelecek için düzenlenmektedir. İspanya’da o dönemde Bourbon Monarşisi iktidardadır. 1874’te Bourbon Hanedanı yeniden tahta çıkmış ve ülke anayasal bir monarşi çerçevesinde istikrarı yeniden sağlamıştır. Bu düzen, monarşinin siyasetin merkezinde olduğu ve anayasanın geçerli olduğu bir yapıyı ifade eder; büyük devrimler veya sosyal kargaşalar olmadan sistem işler, gündelik yaşam ve ticaret göreceli bir güven içinde devam eder. 1898’de kaybedilen sömürgelerin yarattığı endişe tam olarak dağılmamış olsa da, liman kentlerinde ticaretin güveni ve kültürel kurumların sürekliliği sayesinde istikrar hissedilir. Ateneo Mercantil’de  (günümüzde belediye meydanında bulunur.) tacirler ve aydınlar ekonomi, ilerleme ve ülkenin geleceği üzerine konuşurken şehir taş ve plan üzerinden büyümeye devam eder. Diğer bir ifadeyle düşünsel ilerleme ile mekânsal dönüşüm aynı anda yürümektedir.

Aynı yıl Akdeniz’i doğudan batıya doğru seyreden İzmir de bir liman kenti olarak kendi hareketini yaşamaktadır Rıhtım boyunca sandıklar taşınır; gazeteler elden ele dolaşır; II. Meşrutiyet’in ilanını duyuran satırlar yüksek sesle okunur. Anayasanın yeniden yürürlüğe girmesi yalnızca İstanbul’un meselesi değildir; Anadolu’nun batı kıyısında da yankı bulur. Hürriyet kelimesi, liman boyunca dolaşan mallar kadar hızlı yayılır.

1900ler izmir rıhtım

Kemeraltı’nda sabah alışverişi sürerken siyaset konuşulur. Rum bir tüccar, Ermeni bir zanaatkâr, Levanten bir ihracatçı, Müslüman bir esnaf aynı sokakta dükkân açar; farklı diller aynı kelimeler üzerinde durur. İzmir’in kozmopolit yapısı bu dönemde bir teori değil, gündelik hayatın ta kendisidir. Meşrutiyet’in ilanı kutlamalarla karşılanmış, bayraklar asılmış, farklılıklar aynı heyecanda buluşmuştur. Coşku kısa sürede gündelik hayata yerleşir ve bununla birlikte insanlar artık eskisi gibi çekingen konuşmaz, fikirlerini daha açık, cesur ve kamusal alanlarda paylaşır. Kafelerde, çarşılarda ve rıhtım boyunca her cümle anayasa ve özgürlük konuşmalarının içerisinde yer alır; böylece değişim yalnızca kutlamalarda değil, günlük karşılaşmalarda da hissedilir. Basının üzerindeki sansürün azalmasının sonucunda gazetelerde fikirler daha serbestçe yayımlanır; aynı zamanda şehirde yeni kurulan kulüpler ve toplantılar insanlar için paylaşım ve etkileşim alanlarının oluşmasını sağlar. Bunun sonucunda toplumun görüşlerini açıkça ifade edebileceği entelektüel alanlar genişler. Modernlik burada yalnızca rıhtım düzenlemelerinde ya da ticaret yapılarında değil; insanların farklı topluluklarla karşılaştığı sokaklarda, kafelerde ve toplantılarda fikirlerini açıkça paylaşabildiği konuşmalarda da görünür hâle gelir.

İki Kıyıda Paralel Bir 1908: Deneyimle Keşfetmek

Valensiya’da ise modernlik daha çok planlı sokaklarda, genişleyen mahallelerde ve büyüyen limanda hissedilir. Yeni apartman cepheleri simetriktir; gelecek nizami olarak hesaplanmaktadır. İzmir’de değişim anayasal bir umutla konuşulurken, Valensiya’da aynı yıllar ekonomik genişleme ve kentsel yeniden yapılanma ile anlam kazanır. İki şehir farklı siyasal çerçevelerin parçasıdır; biri Osmanlı anayasal monarşisinin, diğeri Bourbon Monarşisi’nin yeniden iktidarı ile sağlanan anayasal monarşik istikrarı. Ama her ikisi de bir eşiğin üzerindedir. Modernlik her iki kıyıda da önce limana uğrar. Mallarla birlikte düşünceler taşınır; gazeteler daha dikkatle okunur; reform, temsil ve ilerleme kelimeleri yalnızca başkentlerin ve başkentlilerin değil liman şehirlerinin de sözlüğüne girer.

Valensiya’daki o cephede yazan 1908, İzmir rıhtımındaki gazete kâğıdının hışırtısıyla aynı zamana aittir. Birinde taşın üzerine kazınmıştır, diğerinde mürekkebin üzerine. Biri planlı genişlemenin, diğeri anayasal bir açılımın yılıdır. Farklı tempolarda ilerleseler de iki kentte de geri dönülmez bir dönüşüm başlamıştır.

Farklı kıyılardaki iki kentteki eşzamanlı değişim oldukça nettir. Narenciye kokusu ile tütün ve kahve kokusu aynı Akdeniz güneşinde buluşur. 1908 bir rakam olmaktan çıkar; iki ayrı kıyıda aynı anda hissedilen bir değişimin işaretine dönüşür. Biri taşta, diğeri sözde. Ama ikisi de denizin ritmiyle…

İzmir Kemeraltı’nın dar sokaklarına adım atın, hanların gölgesinde durun, rıhtım boyunca yürüyün, pazarın ve dükkânların ritmine karışın. Bu coğrafyada dolanırken yalnızca İzmir’in bugünkü ve geçmişe uzanan canlılığını, modernliğe attığı adımları değil, bir asır önce aynı Akdeniz’e bakan başka bir liman kentinin ritmini de hissedin.